Bir işe alım hikayesi

Mülakat hikayesi

Saat: 8:45

Bahar gelmiş ve tüm şehri çiçek kokuları sarmıştı. Deniz hanım kol saatine baktı. Saat 9’da bir adayla yapacağı mülakata sadece dakikalar vardı. Kendisi oldukça büyük bir firmanın işe alım uzmanıydı. Ne de çabuk geçmişti yıllar. Firmasının kendisi gibi zamanla büyüdüğüne ve olgunlaştığına şahitlik etmenin haklı gururuyla derin bir nefes aldı ve tebessümle pencereden dışarı baktı. Firma büyüdükçe yapılan işlerin çeşitliliği artmış ve adeta bahçedeki çakıl taşları adetinde değişik pozisyon türemişti. Koltuğundan kalkmadan hemen arkasındaki pencerenin koluna uzatıp pencereyi hafifçe araladı ve tatlı tatlı esen rüzgarı ofisin içerisine buyur etti. Birden aklına henüz ana okuluna giden çocuğu geldi. Sabah kalktığında pek bir huysuzluk yapmıştı kerata. Hatta ana okuluna bırakırken her seferinde kendisinden ayrılmak istemediğinden çığlıklar atan çocuğunu öğretmenine teslim edip kaçmak zorunda kalıyordu. Üstüne üstlük bazen yemek de yemediğini söylemişti öğretmeni. “Acaba ben kötü bir anne miyim? Çocuğum beni sevmeyecek artık…” Bu sabah öğretmeni izinli olmasaydı kendisiyle uzun uzun konuşmak ve fikir almak istiyordu.

Tüm bu düşünceler ziyadesiyle canını sıksa da az sonra yapacağı iş mülakatına odaklanması gerektiğini biliyordu. Adayın özgeçmişini eline aldı ve adayın fotoğrafına baktı. “Ne kadar da somurtkan görünüyor!” diye düşündü. Pek de kanı ısınmamıştı adaya. Zaten üretim müdürünün referansı olmasa belki de görüşmeye bile çağırmayacaktı.

Adayın başvurduğu pozisyon henüz yeni açılmıştı: Sosyal Yardımlar Uzmanlığı. Şirketin hayırsever patronu yapılacak sosyal yardımlar için canla başla çalışacak bir ekip kurulmasını ve bu ekibin proaktif olarak yardıma muhtaç insanlara ulaşmasını istemişti. Görev tanımı kabaca yazılmış olsa da Deniz hanımın bu pozisyonun detaylarını tam olarak bildiği ve anladığı söylenemezdi. Kendisinden beklenen ilk mülakatı yapması ve adaydaki temel yetkinlik düzeylerini tespit etmeseydi. Mülakat formunu eline aldı ve mülakatta soracağı soruların hızlıca üzerinden geçti.

Saat: 9:20

Randevu saatini 20 dakika geçmesine rağmen adaydan hala haber yoktu. Deniz hanım “Sorumsuzluk bu!” diye homurdandı kendi kendine. “Bir haber bile verilmiyor. Sanki bizim başka işimiz yok.”

Biraz rahatlamaya ihtiyacı olduğunu düşünerek eşini aradı. Lakin defalarca denemesine rağmen eşi telefonunu açmıyordu. “Zaten senin her zaman yapacak daha önemli işlerin vardır!” dedi içinden. “İş için doğru aday seçme becerimi bilmiyorum ama, ilgili bir eş seçme becerimin zayıf olduğu aşikar!”

Saat: 9:30

Deniz hanım beklediği adaydan ümidi kesip başka özgeçmişleri incelemeye başlamıştı ki kapıda 22 yaşlarında biri belirdi. Kısa boylu, tıknaz vücutlu, beyaz tenli bu genç adamın ismi Taner’di. Yuvarlak tombul yüzü, geniş açık alnı, fındık şeklinde burnu ve gülümsediğinde gamze beliren bir çenesi vardı. Siyah kalın kaşlarının altında sürekli ışıldayan kocaman kömür karası gözleri vardı. Kumral ve dalgalı saçları kulağını örtecek kadar uzundu. Vücuduna oranla büyük nasırlı elleri, geniş omzu ve kalın bir boynu vardı.

Evet bu bizim sorumsuz adayın ta kendisiydi. Randevusuna yarım saat geç kalmıştı ve bu sorumsuzluğu bile Deniz hanımın onu kapıdan geri göndermesine yeterdi. Üstü başı toz toprak içinde olması yetmezmiş gibi, soluk soluğaydı ve şıpır şıpır terliyordu da. Terden ötürü sırtındaki gömlek tenine yapışmıştı.

Deniz hanım derin bir nefes alarak “Sakin ol Deniz !” dedi içinden. Formaliteden de olsa kısaca görüşüp gerisin geriye göndereceğini düşünerek adayı mülakat odasına aldı. İçinden: “Adama bak, iş görüşmesine değil de sanki arkadaşlarıyla halı saha maçına gelmiş. Bu ne ciddiyetsizlik!” dedi.

Deniz hanım içten içe bu densiz adama haddini bildirme planları yaparken adayın yüzüne bile bakmadan ve imalı bir tebessümle “Ne içersiniz Taner bey?” diye sordu. Taner “Sadece su lütfen !” dedi bitkin bir ses tonuyla.

Suyunu kana kana içen Taner bir müddet soluklandıktan sonra konuşmaya başladı:

– “Efendim bu halim için kusura bakmayın. Sabah gelirken talihsiz bir kaza oldu.”

Deniz hanım adamın kabahatini affettirmek ve hatta kendisini acındırmak için mazeret uydurmaya başladığını düşünerek alaycı bir ses tonuyla;

“Geçmiş olsun” diyerek umursamaz bir tavırla: “Hazırsanız mülakata başlayalım, sizden hemen sonra başka adaylarla görüşeceğim. İnsanları bekletmeyelim (!)” dedi.

Hızlıca özgeçmişinin üzerinden geçtikten sonra yetkinlik bazlı mülakat sorularını yöneltmeye başladı:

“İş hayatımızda bazen kritik kararlar vermek zorunda kalırız. Bu kararların sonuçları çok sayıda insanı olumlu ya da olumsuz etkileyebilir. Bu durumda karar vermekte zorlandığımız zamanlar olabilir. Yaşadığınız bir örneği paylaşabilir misiniz?”

Hayatında ilk kez kendisine yöneltilen bu soru karşısında.
-“Henüz yeni mezun olduğumdan iş hayatımda böyle bir deneyimim olmadı. Ancak hızlı karar alırım. Kolay kolay karar vermekle ilgili sıkıntı yaşamam.”

Adayın genelleme yaparak kuramsal konuşup belli bir olayı anlatmamasından ötürü “sahte star” verdiğini gören Deniz hanım bu kez soruyu şöyle sordu:

“Bununla ilgili yaşadığınız spesifik bir olayı bizimle paylaşabilir misiniz?”

-“Tabii, mesela bugün karşılaştığım kazadan sonra hızla karar vermem gerekliydi. Bu kararımdan ötürü belki de sizinle olan görüşmeme gecikebilirdim.”

Deniz hanım dayanamayarak bir kahkaha attı. “Yarım saat geç kaldığınızın farkında mısınız?”

– “Hatırlarsanız beni dün arayarak mülakatımızı yarım saat kaydırmak durumunda olduğunuzu bildirmiştiniz.” dedi Taner kısık bir sesle.

Deniz hanımın başından aşağı kaynar sular döküldü. Evet, gerçekten de çocuğunun öğretmeniyle görüşme planı yaptığı için adayla yapacağı görüşmeyi yarım saat ötelemişti ancak malesef bunu tamamen unutmuştu. İçten içe mahçup olsa da bozuntuya vermeden;

“Haklısınız yoğunluktan ajandamı güncellemeyi unutmuşum. Kaza dediniz. Tekrar geçmiş olsun, birşeyiniz yok ya?” dedi.

– “Ben iyiyim, aslında kazayı ben yapmadım.”

“Kim yaptı peki?”

– “Tanımıyorum, bir yabancı.”

“Ne oldu bu yabancıya?”

– “Bir adam elinde içi çiçeklerle dolu kocaman bir vazo ile merdivenlerden inerken ayağı kaymış. ”

“Kaymış derken? Siz orda değil miydiniz?”

-“Hayır.”

“Tam olarak ne olduğunu detaylarıyla anlatır mısınız?”

Taner mütevazi ve mahçup bir ses tonuyla “Aslında bu olayı anlatarak kendisiyle böbürlenen biri olduğumu düşünmenizi istemem.” dedi.

Deniz hanım rahatlatıcı ve vakur bir ses tonuyla; “Lütfen rahat olun, sizi tanımak istiyoruz sadece.” dedi. Bu güven verici telkinden sonra rahatlayan Taner konuşmaya devam etti:

“Merdivenlerin önünde acıyla bağıran bir adam gördüm. Sabahın o saatinde o muhit tenha olduğundan yardımına koşacak kimse yoktu etrafta. Vazo kırılmamıştı ama içindeki çiçekler nemli toprağıyla birlikte etrafa saçılmıştı. Adamınsa ayağı kırılmıştı. Sizinle olan mülakatıma gecikme ihtimalim vardı. Ancak bu adamı bu halde bırakamazdım. Ben hemen kendisini hastaneye götürmeyi düşünürken o benden çok şaşırtıcı bir şey istedi. Bana bu çiçeklerin tıpkı sevgilisi gibi çok nadide ve değerli olduğunu ve tanışma yıldönümleri olduğu için sevgilisine vermesi gerektiğini söyledi. Adamcağız için bunun ne kadar önemli olduğunu gözlerinden okuyabiliyordum.”

“Ne kadar romantik bir adammış.” dedi Deniz hn. “Peki siz ne yaptınız?”

-“Hem iş görüşmesine yetişmek, hem adamı hastaneye götürmek, hem de bu kutsal aşka hizmet etmek üzere vazoyu eski haline getirmek durumundaydım. Vakit kaybetmeden etrafa saçılan toprağı ve çiçekleri vazoya yerleştirdim.”

“Bunu nasıl yaptınız?”

-“Çıplak ellerimle tabii. Başka şansım yoktu malesef,”

Deniz hanım Taner’in ellerine baktı. Gerçekten de tırnaklarının içi çamur dolmuş ve hatta yer yer parmaklarının ucunda çizikler ve kanamalar olmuştu. Heyecanla hikayenin devamını öğrenmek istiyordu: “Peki sonra ne yaptınız?”

– “Hastaneye gitmek üzere hemen bir taksi çağırdım. Adamcağız yere yuvarlandığından üstü başı çamur içindeydi. Taksici koltukları kirlenecek diye başta adamı almak istemedi. ”

Deniz hanım kaşlarını çatarak “Bencil adam! Peki siz ne yaptınız?” dedi.

– “Taksiciye şunu söyledim. ‘Şu anda burada yatan sen olabilirdin!’. Ufak bir duraksamanın ardından koltukların üzerine gazete kağıtları yerleştirdi. Adamı sırtıma alıp taksiye taşıdım.”

“Üstünüzdeki toz toprağın sebebi bu mu?” diye sordu Deniz. Kıyafetindeki toz, toprak ve çamurun farkında bile olmayan Taner utanarak “Evet, sanırım adamı taşırken bulaşmış.” dedi.

“Mühim değil ! Lütfen devam edin!” diyerek hikayeye devam etmesini istedi.

– “Yolda giderken adama kime haber vermem gerektiğini sordum. Bana verdiği numarayı aradım. Telefondaki ses genç bir bayana aitti. Sanırım sevgilisi olsa gerek. Adam kadını telaşlandırmamak ve iyi olduğunu kendi ağzından söylemek için telefonu aldı. Sadece bacağının burkulduğunu o yüzden kendisini almaya gelemediğini söyleyerek hastaneye gelmesini söyledi. Hastaneye vardığımızda gerekli kayıt ve giriş işlemlerini yaptırdım. Çok geçmeden telefonda görüştüğü sarışın genç bayan da hastaneye geldi. Kadın adamı başucunda kocaman bir vazo nadide çiçeklerle yatakta o halde yatarken görünce kendisini tutamayıp ağlayarak boynuna sarıldı.”

Deniz hanım kadının bu derece ince bir adamla birlikte olduğu için ne kadar şanslı olduğunu düşündü. Ardından anlatmaya devam etmesi için Taner’in gözlerine bakarak hafifçe başını öne eğdi.

“Sevgilisi de geldiğine göre artık gidebilirim diye düşündüm ve kendisinden müsade isteyip buraya geldim.”

“Peki neden soluk soluğa ve baştan aşağı ter içindeydiniz?” diye sordu merakla Deniz hanım.

Taner utanarak :
– “Cebimdeki son parayı hastaneye giderken taksiye verdim. O yüzden size söz verdiğim saatte gelebilmek için buraya kadar koştum.”

Deniz hanım yaşından büyük işler yapan bu küçük adam için önceden beslediği düşüncelerin vicdan azabıyla karışık şaşkınlıkla: “Adamdan niçin para istemediniz? Sonuçta taksiyi onun için çağırdınız.” diye sordu.

– “Aslında bana para teklif etti. Ancak ben yaptığım bu küçücük iyilik sayesinde yaşadığım hazzı ve iç huzuru para ile değişemem.”

“Anlattığınız bu örnek durum (situation) karşısında sergilediğiniz davranışı (action) çok net anlıyorum. Sonuçta (result) ne oldu?”

-“Yardıma muhtaç bir adam tedaviye alındı, bir kadın hayatının en anlamlı olacağını düşündüğüm hediyesini aldı. Buna vesile olduğum için ben mutlu oldum üstelik soluk soluğa da olsa iş görüşmeme yetiştim.”

Deniz hanım mülakattaki tüm sorularını da tamamladıktan sonra adaya şirketi tanıtıp, mülakatı yapılan pozisyonun içeriğini anlattı. Ardından Taner’in pozisyonla ve firmayla ilgili sorularını yanıtladı. “İşe alım sürecimizde diğer adaylarla yapılacak görüşmelerin ardından en geç bir hafta içinde değerlendirmeleri tamamlayarak size dönüş yapacağız.” dedi. Kapıdan geçirirken içten bir gülümsemeyle “Teşekkür ederim, sizinle tanıştığıma çok memnun oldum.” diyerek Taner’i uğurladı.

Saat 10:30
Deniz hanım yaşadığı şaşkınlığın ardından bir yandan az şekerli Türk kahvesini yudumluyor bir yandan da mülakat esnasında aldığı notları düzenleyip yetkinlik bazlı puanlamaları yapıyordu. Böyle insanlar var mıydı hala? Kendisi bu durumda ne yapardı? İçinden “Doğru olamayacak kadar iyi!” diye geçirdi. Belki de zekice tasarlanmış bir oyuna maruz kalmıştı.

Saat 11:00
Deniz hanım düşüncelere dalmışken fütursuzca çalan telefon sesiyle irkildi. Arayan eşiydi. “Beyfendinin daha yeni aklına geldi geri aramak!” diye söylendi kendi kendine.

Deniz hanım “Efendim!” diyerek telefonu açtı.
“-Hayatım merhaba. Kusura bakma beni aradığında telefonu açamadım. Ufak bir kaza geçirdim.”
“Ne !! ??”
-“Merdivenlerden düştüm ve ayağım kırıldı! Allah’tan Taner isimli bir genç imdadıma yetişti.”
Deniz hanım duyduklarına inanamıyordu. Bu kadar tesadüf olamazdı. Demek ki kocasının başka bir nadide çiçeği vardı. Hıçkırıklarla ağlayarak:
“Aşağılık adam. Ayrılıyorum senden !” diye bağırdı ve telefonu kocasının yüzüne kapattı.

Dünyası başına yıkıldı. 12 yıllık eşi sonunda bunu da yapmıştı. Gururu incinmiş, aldatılmıştı. Yaşanan herşey yalan mıydı? O zaman yaşamak da anlamsız değil miydi? Çocuğunun ona ihtiyacı olduğunu bilmese belki de oracıkta canına kıyabilirdi.

Saat 11:05
Deniz hanım kendisini toparlamak için ofis dışına çıkmak ve biraz hava almak istedi. Yürüyen bir ölü gibi hissediyordu. Tam kapıdan çıkacakken danışma görevlisinin “Deniz hanım bir paketiniz var!” sözleriyle irkildi. Danışmaya doğru yöneldiğinde kocaman bir vazo ve içinde harikulade çiçekler gördü. Boğazı düğümlendi. Titrek elleriyle vazoya iliştirilmiş zarfa uzandı. Zarfın içinde bir not ve bir fotoğraf vardı. Notta şöyle yazıyordu:

“Benim nadide çiçeğim, güzel sevgilim. Seninle 15 yıl önce bugün tanıştık ve ben bunun için hergün yaratana şükrediyorum. Birlikte daha nice 15 seneler geçirmek dileğiyle. Eşin Ahmet

Not: Bugün memleketten Ayla da geldi, şu anda yanımda. Canım kardeşim, ne kadar da büyümüş görmeyeli. ”

…..

İşe alım değerlendirmelerini yapan uzmanların dikkate alması gereken kuralların birkaçını sıralamak isterim.
* Ön yargılı olabilirsiniz ama asla ön yargılı kalmamalısınız! Yüksüz, yansız ve yargısız olmayı öğrenin.
* Bazen ufak detaylar çok büyük potansiyelin ipuçlarını taşıyabilir. Tünelin ucunda ışık sezerseniz sonuna kadar gidin
* Bazen 1, tüm rakamlardan büyük olabilir. Yani bazı doğrular pek çok eksiği görmezden gelmenize sebep olabilir. Ama kritik bir yanlışın tüm doğruları silebildiği unutulmamalıdır. Etik değerlere bağlı olmayan ve çevresine güven vermeyen bir çalışan, ne kadar yetkin olursa olsun kurumunuza faydadan çok zarar verecektir.

IMG_0247.JPG

Reklamlar